YÖNETİM

İşletmelerin Gelecek Stratejileri Üzerine Bir Bakış

Zamanı katedilen bir yol gibi düşünmeye alışmışızdır. Dün bitmiştir ve biliriz ki dünden sonraki zaman bugündür, bugünden sonra da yarın gelecektir. Daha sonra da yarından sonra ve sonra… Bir sayı doğrusu üzerinde doğruca ilerliyor gibiyizdir. Hareket hep ileriye doğrudur. Geçmiş, bugün ve gelecek bu sayı doğrusu üzerinde aralarındaki mesafeyi her zaman korumuşlardır. Birbirlerinden ayrıdırlar, yerleri, konumları farklıdır, hele ki birbirlerine karışmış olsunlar, bu anormal bir durumdur, hemen ayırmak gerektirir ki normale dönsün her şey.

Hayatlarımızın yaşanışı da zamanın bu düzenine birebir uymuştur adeta. Yani bizler içinde  geçmiş,bugün ve gelecek bir ilerleme durumunu ifade etmeli, aralarındaki mesafelerini sürdürmeli, birbirine karışmamalı, ola ki yaşadığımız herhangi bir psikoz ya da nevroz durumunda sorunun kaynağı geçmişin ya da geleceğin bu kaçınılması gereken sapmasında aranmalıdır.

Daha genç dönemlerimdeki gelecek planlarımı hatırlarım. Benim gibi tüm arkadaşlarımda kendilerine bir gelecek çizmişlerdi. Hepimiz planlarını gerçekleştiren insanları okur, duyar, konuşurduk. Modellerimiz olurdu, onlardan ilham alır, bizi mutlu edecek hayallerimizi tasarımlar, beynimizde hayallerimizin resimlerini çizerdik.

Feleğin çarkında herkes bir taraflara savruldu ve savruluyor. Kimisi şöyle kimisi böyle….. Bu savrulmayı kimimiz şans ile açıklar, kimimiz özgür irade ve çalışma ile; kimimiz ise iyi ve kötü, güzel ve çirkin, acı ve tatlı, kader ve özgürlük, aşk ve nefret, günah ve sevap gibi hayatın tüm dikotomisini yıkılan ya da gerçekleşen hayallerinin açıklamasının içine katar.

Yani bir tarafta hayaller var, arzular, beklentiler, öngörüler yani gelecek tasarımı, bir tarafta ise tüm engelleriyle ve fırsatlarıyla hayat vardır. Bu çarpışma sonunda ya kahramanlar vardır, ya da başarısızlar, yenilmişler vardır. Hayata galebe çalanlar güçlülük elde eder, diğer ezilmişler hak ettiklerini bulurlar, birde ortada olanlar vardır tabi. Dışımızdaki bu döngü yaşadığımız dışarıdaki zamanı da tanımlamış olur böylelikle.

Zaman mekanik, düz, düzenli ilerler. Bu döngü bu düzlük içinde belirli, belirlenmiş, apaçık olan kuralları uyguladığınız , şansınız ve kaderiniz de yardım ederse elde edebileceğiniz noktalara varacağınız bir çerçeve içinde yeniden ve yeniden üretilir. Böylelikle gelecek elimizdedir; bir noktalar doğrusunda bir nokta, yürüyebiliriz doğruca ona; yaşamamızdaki herhangi bir nesne gibi elle tutulur, gözle görülür kadar somuttur. Hep bizim yanımızdaki değerli eşyamız gibidir.

Oysa gelecek yoktur aslında. Iskalarız bunu. Ve anlamayız ki aslında yok olan bir şeyi var ediyoruzdur. Yok olanı var eden Tanrı değil midir? Yaşamı gelecek olarak anlamlandırmanın Tanrı olmaya soyunmaktan farkı nedir? Peki ya yok olan şeyi bilgiymiş gibi değerlemeye ve her şeyin ölçütü olarak koymaya ne derseniz? Yok olan şey sadece inancın konusu olmaz mı?

Artık yok olanı var etmeye çalışmanın anlamı da yok, gereği de yok. Zaten hayat bu meydan okumanın , Tanrı olmaya soyunmanın cezasını insanlığa ağır bir şekilde savaşlarıyla, acı ölümleriyle vermekte. Hayat mikro ve makro seviyede tüm unsurların sürekli hareketiyle ve sahip oldukları güçleriyle birbirine değdiği, etkilediği, birbirinin içine girdiği, düzensiz, belirsiz, mutlaksız, öngörülemez olduğu bir dinamiğin yansıması ise eğer; ki böyle; siz nasıl olurda ona düzen, düzlük, kesinlik, belirlilik, mutlaklık vereceğinizi düşünebilirsiniz. Hayır, hiçbir şekilde düzensizi düzene çeviremeyiz, mideyi akciğere çeviremeyeceğimiz gibi… Zira düzensizlik midenin, akciğerin insanların organı olduğu gibi hayatın bir organıdır.

Eskinin hastalıklı olduğunu düşündüğümüz organlarının artık hastalık olmadığını, neyse o olduğunu biliyoruz, bilmeliyiz. Bu tüm bakışımızı, okumalarımızı değiştirmemiz anlamına gelmekte.

  1. Artık gelecek katedilecek bir ilerleme değil, bugünle iç içe geçmiş olarak yaşadığımız, yani eskiden gelecek olarak tanımladığımızı bugünde yaşadığımız bilinçtir. Bilinçtir çünkü gelecek denen şeye yüklediğimiz her şey bilinçtedir. Bilinç ise bugün insanlığın en az bildiğidir.
  2. Bilinç hakkında kesin olarak bildiğimiz bir şey vardır ki o da bilincin çok karmaşık bir iletişim ağı şeklinde çalışıyor olduğudur. Bilincin bilgisi de bu iletişim ağı içindedir.Gelecek de ve geleceğin tüm stratejileri de bilinçlerin karmaşık iletişim ağını anlayabilmekte odaklanmalıdır.
  3. Hayat bugünde akmakta, geçmiş ve gelecek bugünde sıkışmış durumdadır. Herhangi bir gelecek tasarımı da ilgili tasarımı bugünde düşünmeli ve hayata geçirmelidir. Bunun anlamı keşfedilen, öngörülebilir bir zamanın değil, yaratılan bir zamanın olduğudur. Ve bu yaratım tekillerin ve tikellerin dünyasında değil, bunların biraradalığındadır.
  4. Yani odak noktasını tekillere ve tikellere yönlendirenler zaman ve mekanın uçsuz bucaksız genişliğinde detaylarla debelenirken, biraradalığa odaklı yaratım uçsuz bucaksızlığın labirentlerinde çıkışı detaycı düşünce ile değil, derin düşünce ile bulacağını bilir.
  5. Derinlik senkronik(eşanlı) düşünme ve çalışma ile gerçekleşir. Eskinin diyakronik (artzamanlı) düşüme ve çalışmasının bu dinamiklik içinde karşılığı yoktur.
  6. Senkronizasyon her şeyin oluyor olduğu, her şeyin oluşum halinde olduğu yani her şeyin bugünde olduğu düzensiz düzen için zorunluluktur. Süreç odaklılık işte budur. Her şey akar, akar, akar ve akar. Olmuş olan bitmiştir, olacak olan da zaten yoktur. Her şey sonsuzca oluşum halindedir. Ve sürekli mücadele, sürekli gidiş, sürekli iletişim, yani her şeyin sürekli olanıdır asıl olan. Mücadele olmuşun ve olacağın mücadelesi değil, sürekli oluyor olanın sürekli mücadelesidir.
  7. Sürekli oluşum halinde oluş, sürekli değişim demektir aslında. Unutmayınız ki sürekli değişim, değişimden değişmemekten daha uzak bir kavramdır. Tıpkı iyinin en büyük düşmanının çok iyi olması gibi. Ez cümle, her şeyi her an ve sürekli değiştirmeye hazır olacak kadar esneklik en önemli sermayedir.
Devamını Göster

Caner Karadavut

Caner Karadavut Hacettepe Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünde 2 yıl geçirdikten sonra 1996 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme Bölümünden mezun olmuştur. Profesyonel hayata yine aynı yıl içinde İnşaat sektöründe Finans ve Bütçe- Planlama fonksiyonlarında görevler üstlenerek başlamıştır.2001 yılından itibaren Otomotiv sektöründe Finans –Kontrol –Maliyet ve Strateji Yönetim fonksiyonlarında uzmanlaşmış ve ilgili konularda Robert Bosch ve Yazaki firmalarında yöneticilik görevleri üstlenmiştir. 2009 tarihinden beride serbest danışman ve eğitmen olarak faaliyetlerine Bursa ve İstanbul’da devam etmekte birikimlerini çeşitli sektörden ve yelpazeden insanlarla paylaşmakta ve çoğaltmaktadır. Şu sıralar yoğun olarak geliştirmiş olduğu Labris Strateji Modeli ile Maliyet kavramına ve Maliyet Yönetimi uygulamalarına getirdiği yeni yaklaşımların pratik çerçevesini oluşturmak için çaba sarfetmektedir.” Caner Karadavut ile iletişim sayfamız üzerinden sorularınızı ve taleplerinizi iletebilirsiniz.

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close
Theoren Fleury Jersey