Başarılı Kadın Girişimciler

Girişimci Kadın Hikayeleri: Zorlu Yolların Ardından Gelen Başarı

Hayatın zorluklarını yaşadıktan sonra kendi işini kuran ve bir diğer girişimci kadın örneklerimizden bir tanesi de Dilek Özcanlı. Geçmişte kadınların yaşadıkları zorlukların bir benzerini kendisi de yaşamış ve zorlukların ardından kendi girişimini kurarak hayatına mutlu bir şekilde devam ediyor.

Mali Müşavirlik Başlarda Bana Çok Uzak Bir Meslekti

Eğer, girişimcilik;   ” Yeni bir iş alanında, bir işi hayal edip, sonunda bunu gerçek hayata geçirmek. ”  olarak tanımlanacak olursa; ben bir girişimci değilim. Hatta, yeni söylevlerde geçen “genç bir girişimci” hiç değilim. 48 ( kırk sekiz ) yaşındayım ve Mali Müşavir mesleğinde 6-7 ( altı – yedi ) senelik, kısa bir geçmişe sahibim.

Ben, hayatımın çocukluk ve gençlik dönemlerinde, Mali Müşavir olmak, hiç istemedim. Evet, ne Mali Müşavir olmak istedim; ne de tabelasında ismim yazılı olan, bir Mali Müşavirlik bürom olmasını hiç istemedim. Benim için, çok uzak soğuk bir meslek idi.

Her şey, 2002-2005 yılları arasında çalışmış olduğum Cafe’ye gelen bir Medyumun kehaneti ile başladı. Bana; ” -Sen bu Cafe’den ağlayarak ayrılmak zorunda kalacaksın. Mali Müşavir olacaksın. Mali Müşavirlik saygın bir meslek değil. Sen, Mali Müşavirlerin kaderini değiştireceksin.” dedi . Ben, hemen itiraz etmiştim; “- Hayır, ben Mali Müşavir olmayacağım, hayatım boyunca burada çalışacağım !” demiştim. Çünkü, işime aşıktım. Sabah olunca , “-Yaşasın işe gideceğim.” ; akşam olunca, “-Allah kahretsin eve gideceğim.” diyen bir ruh halindeydim.

Çalıştığım Cafe’nin el değiştirmesi ve yeni patronun beni işten kovmasıyla, işten ağlayarak ayrılmıştım. Sonraki aylarda, bir bayan ile birlikte Etiler’de bir Cafe işletmeye çalışmış; karakterlerimizin ve iş disiplinimizin farklı olmasından dolayı, ortaklığımız bitmişti.

Benim iç engellerim yok. İçimdeki ses, bana hep “-Dilek, sen bunu başarırsın.”  der. Ancak, dış engellerim, hayatım boyunca, her konuda bana engel olmaya çalıştı.

İlk büyük dış engelim, “-Dilek, kızdır. Okumasa da olur! ” diyen bir akrabamızdı. Bu cümleyi söylediği zaman 1987 yılıydı. Evet, o sene ilk üniversite sınav denememdi ve  istediğim bir üniversiteyi kazanamamıştım. Ancak, sınavda çok yüksek puan almış ve yeni kurulmuş olan Bilkent  Üniversitesi’nde İşletme Bölümünde okumak için, çok şık bir davet mektubu almıştım. Ben, ilk dış engelim yüzünden Bilkent Üniversitesi’ne gidip İşletme okuyamamıştım. Zaten, o günlerde İşletme okumak hayalim değildi. Mühendislik eğitimi almak isteyen biriydim. Üstelikte Bilgisayar Mühendisliği. Çünkü, o senelerde Bilgisayar Mühendisliği, çok popüler, yüksek bir puan ile kazanılan, geleceğin mesleğiydi.

Kızlar, Mühendis Olmaz

1988 Yılında, ikinci dış engelim ile karşılaştım. “-Kızlar, mühendis olmaz!” diyen ağabeylerim sayesinde, ÇAPA Tıp Fakültesinde kendimi buldum. Doktor olmak, en son isteyebileceğim bir meslek idi. Ancak, ÇAPA Tıp Fakültesindeki eğitimin ve öğrenci kalitesinin yüksek olması, devam etmem için yeterliydi. İkinci sınıfta kadavra üzerinden yapılan eğitim yüzünden, korku kaynaklı çok ağır bir depresyon geçirdim. Okulu bıraktım. Sonraki 9 (dokuz) yıl,  korkularımı yenmek için depresyon tedavisi ve insanların ön yargıları / alayları ile mücadele etmek ile geçti. Bu dokuz senelik dönemde, çalışmadım. Kendime olan güvenimi kaybetmiş, her zaman ve her konuda başarısız olacağım diye düşünmeye başlamıştım.

Yine de, mücadele etmemi söyleyen iç sesim sayesinde, Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümünü Açık Öğretim denilen eğitim şekli ile 4 ( dört) senede bitirdim. Türkiye’de ilk yapılan Memurluk sınavında almış olduğum puan ile ilk 100 kişi arasına girdim. İki sene boyunca ve 3(üç) kez memur yerleştirmesi yapıldı. Ne var ki,  bir okul hademesi olarak bile bir memurluğa yerleştirilemedim. Ki ben, devlet memuru olayım, okul hademesi bile olabilir diye başvurumda okul hademeliğini bile yazmıştım.  Üçüncü dış engelim olan;  bir torpil/tanıdık  bir milletvekili /  tanıdık bir bürokrat bulamamak karşıma çıktı. Evet, ben sınavda derece almış, ancak bir memuriyete yerleştirilmemiştim;  ancak, düşük puan almış ya da sınavı kazanamamış olan birçok insan, en iyi memurluklara yerleşmişti.

Memurluk yerleştirilmesini iki sene boyunca beklerken, birçok şirketlerde işe alımları yapan yakın bayan arkadaşlarımdan, iş için ısrarla yardımcı olmalarını istiyordum. Diğer taraftan da, gazeteden / internetten tüm iş ilanlarına öz geçmişimi gönderiyordum. Dördüncü dış engelim; bana iş konusunda hiçbir yardımları olmayan bayan arkadaşlarım oldu.

Ben Aşık Oldum. İşime Aşık Oldum.

Sonra,  umutsuzluğum en üst noktasında iken,  gazeteden bulmuş olduğum küçücük bir ilan ile Cafe’de çalışmaya başladım. Trajikomik olan durum, Cafe de çalışmaya başladığım ilk aylardan itibaren, daha önce, iş başvurusunda bulunduğum birçok şirketten, iş teklifi almaya başladım. Kabul etmedim. Bu şirketlerden birinin patronu, “- Biz seninle çalışmak istiyoruz. Sen, dürüst bir insansın, Peki sen bizimle neden çalışmak istemiyorsun? ” diye ısrarla sorunca; ” Peki o zaman;  dürüstçe cevap vereyim. Ben, aşık oldum. İşime aşık oldum.” demiştim. İşimde, çok mutluydum ve mutluluğumu para ile takas etmedim.

İlginç olan diğer bir konuda, bana iş konusunda daha önce yardımcı olmayan bayan arkadaşlarım; mutluluğumdan rahatsız oluyor; “- Sen neden bu kadar mutlusun. Biz, işe nefretle gidiyoruz. Çalışmak zorunda olduğumuz için işe gidiyoruz.” diye konuşuyordu. Soruya soru ile cevap veriyordum. “- Mutlu olmak suç mu?”

Zorlukların Ardından Gelen Başarı

Ancak, Cafe ye gelen medyum bayanın dediği gibi; mutluluğum 3 (üç) sene sonunda ağlayarak bitti. Bir seneye yakın Cafe işletme deneyimim de, sonuçsuz kaldı. Ben, SMMM staj başlatma sınavına girdim. Birçok Mali Müşavir adayı için zor olan bu sınavı ilk girişimde kazandım. İki sene süren staj dönemim bittiğinde, Ruhsat almak için gireceğim sınava ise beşinci dış engelim yüzünden giremedim.

Çünkü ben kağıt üzerinde ağabeylerimin Anonim Şirketine üyeydim ve üstelikte Yönetim Kurulu üyesiydim. Bu durum, Meslek Yasasına aykırıydı. Benim, iki senelik stajım, bu yüzden yandı, bitti, kül oldu. Ben tekrar stajımı başlattım. Ne var ki;  bu arada meslek kanunları da değişmiş, iki senelik staj dönemi üç sene olmuştu. Sonuç olarak, ben 5 (beş) sene staj yapan tek Mali Müşavir oldum.

Nasıl bir ironik durumdu ki; ben Mali Müşavir olmayacağım, diyen biri iken; beş sene süren stajı bekleyecek güçlü bir iradeyi gösterdim. Ben bile, bu duruma şaşkınım. Demek ki, alın yazısı böyle bir şey. Yazılanı yaşamak gücü,  bize veriliyor.

Hikayemin en sonunda Mali Müşavir oldum. Ağabeylerimin yanında çalışıyordum ki; altıncı dış engelim olan yengelerim beni o iş yerinde istemediler. İşten çıkarıldım.

Sonra, madem çalışmak zorundayım ve iş bulmak benim için zor bir durum; o zaman kendime iş yaratayım, dedim. Tabelasında kendi adımı taşıyan ofisi bu şekilde açmış oldum. Zorunluluk beni iş sahibi yaptı. Bu arada, bir dönem devlet memuru olmak çok istemiştim ya; oldum. Yeminli Bilirkişi oldum. Hatta bana iş vermeyen bir arkadaşımın çalıştığı şirketin dosyalarını inceleme denetleme görevi aldım.

Şimdi mutlu muyum? Evet. Tabelasında ismim yazılı olan iş yerinde çalışmak, çok güzel bir duygu.

Yeminli Bilirkişi işimden dolayı, hukuk dünyasında bilinirliğim biraz var. Örneğin, geçen günlerde bir adliyede, bir avukatla bir dosya üzerinde çalışma yaparken, birkaç sene önce birlikte bir dosyada çalışmış olduğum başka bir bayan avukatın yanımıza gelip, beni tanıdığını, bir dosya için dilekçe vereceği için benden yardımcı olmamı istemesi, yanımdaki avukatın şaşkınlığına, benimde gurur duymama sebep oldu. Ben hemen “-Yanımdaki bey avukat, o size yardımcı olsun, isterseniz.” dedim.  Bayan avukatın, “-Hayır, ben sizi iyi tanıyorum. Siz, işinizde iyisiniz, bana siz yardımcı olun.” demesi harikaydı.  Bu yakın zamanda gerçekleşmiş bir anımdı. Bunun gibi bir sürü güzel anım, benim işimi daha da sevmeme neden oluyor.

Tabii ki, özel sektörde mükelleflerimizin çoğu, geçmişten gelen yanlış inançlarıyla, bizim mükellefimiz değil, bizim patronumuz olduklarını  düşünmekte. Bu hastalıklı düşünce yapısına, benim Mali Müşavir olmadığım dönemdeki Mali Müşavirlerin, mükelleflere davranışlarından, para kazanalım da nasıl olursa olsun düşüncelerinden kaynaklanmakta. Bu düşünce yapısının değişmesi zor; ancak, imkansız değil.

Meslek hikayem şimdilik bu formda devam ediyor…

Çocukluğum, Samsun da geçti. Çok mutluydum ve okulda da başarılıydım. Murathan Mungan bir şiirinde  “Çocukluk kullanışlıdır, taşınabilir ” demiş. Doğru demiş, ancak, eksik demiş. Çocukluğum mutlu ve güzel olduğu için; gençliğimde yaşadığım korkuyu yenebildim. Başarısızlıklarımı başarılarla ile değiştirip, yeniden hayatımı inşa edebildim.  Çocukluğu mutlu olan, sağlam temellerle hayata başlayanlar yere düşünce, yerden tekrar kalkıyor tekrar düşünce, tekrar kalkıyor. Çünkü, mutluluğu ve başarıyı en başta, çocukluğunda tatmış. Tadını bildiği sevdiği içinde,  hayatında hep bu duygularla ile yaşamak istiyor.  Benim gibi.

Hiç evlenmedim. Nedenini bilmiyorum. Bilmiş olsa idim evlenmiş oldurdum 🙂 . Dolayısı ile çocuğum da yok. Çocukları, çiçekleri, müziği, sanatı ve en çokta kitapları seviyorum. Bir de  Tanrı’yı ve kendimi…

Etiketler
Devamını Göster

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close
Close
Theoren Fleury Jersey