YÖNETİM

En Acil Mesele: Hızlılık Yönetimi

Çağımızı diğer çağlardan ayıran her ne varsa bu çağımızın baş döndürücü ve kendine has hızlılığının sonuçlarından kaynaklanmaktadır. Hayatın daha hızlı akışı hepimizin belki farkında belki de farkında olmadan deneyimlediği ve yaşam biçimlerimizin organik uzvu haline gelmiş, türlü şekilleriyle her an yüzleşmek durumunda olduğumuz bir gerçek. Böyle olduğu ölçüde de yönetimin başlıca konusu olmayı hak eden bir olgu.

Hayatın her alanında duyularımıza, aklımıza, inancımıza, değerlerimize, alışkanlıklarımıza hitap eden daha çok unsur var artık.

Mesela, beğenilerimize sunulmuş daha çok müzik türü var. Kulaklarımız o kadar çok ses trafiği ile karşı karşıya ki, devletler insan verimliliğini artırmak için gürültü kirliliğini önlemeyi temel politikalarına dahil etmişler. Nefes aldığımız her an dijital görüntülerin her türlüsü ile her türden sebeple her an karşı karşıya kalmamız işten bile değil. Bu öylesine bir safhada ki görüntü olmadan öğrenemez, hatta hayal edemez olduğumuz muhakkak.

Tüm yerel tatlar tüm insanlığa ulaştırılabilir artık,böylelikle yeni tatlar yaratılır,bu yeni tatlar  duyulara kattığı yetenek ve alışkanlıklarda açtığı yarıklarla  yeni tatlara yol açar.Bu yeni tatlar da yenilerine…Bu böyle kendi içindeki döngüsüyle sürer gider.Sürekli yeni tatların bombardımanı altında tatlar bizlere sadece değer geçer, bir yenisine, aslında hiçbirini tadamayız,hepsi ulaşılabilirdir ama hiçbirine sahip olamayız tam anlamıyla…Varlık içinde yokluk budur işte..

Hayatın kendiside tüm unsurlarıyla akar geçer sadece ama yaşanmaz. Her şeyle cebelleşirken elimizdeki tek silah refleksif tepkilerin yüzeysel, kaygan ve kaypak zeminidir. Hızla giden arabanın penceresinden etrafa bakan ama görmeyen insanlarızdır hepimiz. Çünkü her şey hızlıdır yani her şey akıp gidiyordur.

Ne bekleyebiliriz bu durumda? Mesela kalıcılık diye bir şey kaldı mı artık? Ya da kısacık ömürlerimizi kaygısız geçirme imkanı? Mutluluğu sevinç olarak, aşkı cinsellik olarak sunan gizli ideolojiyi açığa çıkarma ve buna karşı durma imkanının yolu var mı? Sürekli değişmeyi fırıldaklıktan, tutarlılığı kaypaklıktan ayıran, hayatın her alanında çizilmiş ince çizgilerden sınırların gerektirdiği keskin bakışa ve güçlü idrak gücüne nasıl sahip olabileceğiz? Ya da konumuz açısından daha güçlüce şu soruya cevap aramalayız; Güdülerle tüketirken akılla nasıl üreteceğiz? Odaklanamamaya yol açan gündelik hayatın başı-sonu belirsiz ve bitimsiz pratiklerinin zorlamaları altında zorunlu algoritmik yaratımı nasıl gerçekleştireceğiz?

Hızlı akan hayata kendimizi daha hızlı olabilecek şekilde düzenlemeye çalışarak cevap veremeyiz. Zaten daha hızlı olabilmemiz de mümkün değildir. Bu nafile çabanın yaratma gücümüzü yok ettiğini görmeden başlayamayız yaratım dünyamızı kurmaya. Dünyanın hıza uyum sağlamaya çalışanlarla hızı yönetenler arasında ikiye ayrılmış olduğu her geçen gün daha belirginleşmekte. Bunlardan birincisi tüketenleri, diğeri üretenleri oluşturuyor. Ve gitgide hız üretim ile tüketim kavramları arasındaki bağı onarılmaz şekilde koparıyor. Bu bağı sürdürülebilir şekilde yeniden oluşturmak yönetimlerin temel görevi olarak önünde durmakta.

Bu temel görevi biraz tanımlamakta fayda var.

Çağımızın üretim sistemi kavram dilinin kullanımını gerektirirken, tüketim nesne dili kullanır. Şöyle ki, nesne dili kullanan birisi sütün beyaz, ağacın yeşil, gökyüzünün mavi olduğunu söyleyebilir ama mavi bir renktir diyemez. Çünkü renk kavramını kullanabilmesi için mavi,yeşil ve beyazı bir arada düşünebilmesi gerekir.Bu üç tekilin nitelikleri arasındaki benzerlikleri (farklılık olmadığına dikkat) bulması, daha sonra bunlar arasındaki bağlantıları(ilişkileri) oluşturabilmesi (gruplandırma,eşleştirme,parçalama,dağıtma vb.) gerekir.Renk kavramını bilen biri kavramı nesne olarak kullanabilir.Bu onun kavram diline geçtiği anlamına gelmez.Burada bahsettiğim renk kavramının ilk yaratımının gerektirdikleri.Kavram bir kere yaratıldıktan sonra nesne olarak kullanıma sunulabilir.Eylemlerin yöneldiği nesne olur yani.

İşte anlamakla bilmek arasındaki farkı da açıklar yukarıdaki mekanizma.

  • Renk kavramını bir kere anladınız mı karşınıza çıkan farklı olaylara ancak bu anlamayı uygulayabilirsiniz. Oysa renk kavramını anlamadan bilmek size sadece benzer olaylarda yardımcı olur. Ama iş yaratmak ise, ki çağımızda artık sonuç üreten şey yaratmak; yapmamız gereken daha çok anlamak.
  • Hızlılık altında tüm tekiller birbirine çarpar, değer, birbirleriyle etkileşimi artar, değişir, yenilenir. Herşey birbirinden bir şeyler alır, verir. Bu tekiller arasında bütünleşik bir durum yaratır.”Doğru ayırma” bu bütünlüğü anlayabilmek içindir. Özdeşik durumdan sıyırma sonuca yönelik kategorizasyon için de gereklidir. Derinlik kazanabilmek -ki derinlik hızlılığın olumsuzlukları için başlıca silahımızdır-ancak “doğru ayırma” ile gerçekleşebilir. Ayırma işlemi bölme işlemi ile karıştırılmamalıdır. Etrafımız bölünen şeylerle doludur ama ayırmak hala çok yenidir.
  • Sonuca uygun ayırdığımız tekillerin birbirleri ile ilişkilerini bulmak ya da oluşturabilmek kavramsal yaratımda son derece önemli bir safhadır. Bu bütünle tekil arasındaki hiyerarşiyi kurmaktır aynı zamanda. Unutmayalım ki herhangi bir şeyin bilgisi o şeyin tek tek niteliklerinde değil, bunların birbirleriyle bağlanışıdır. Birbirleriyle bu bağlanış şeylerin arasındaki farkıda açıklar. Yani benim maymunla farkım hücrelerimizin nicelik ve niteliği hemen hemen aynı olmasına rağmen bunların birbirleri ile bağlanışı benim insan ,maymunun maymun olmasını sağlar.Yani bir organizasyonun bilgisi tek tek bilgilerin birbirleriyle nasıl bağlandığında, bunların birbirleri ile kurduğu dinamik iletişimindedir.

Yaratım süreci benzerlikleri bulma sürecidir. Bu şekilde farklılıkları yaratabilirsiniz. Bu kavram diline geçmekle mümkündür. Kavram dili nesne dilini aşmakla mümkündür. Bu da sürekli eğitim ama doğru eğitim, kavram dilini yaratma eğitimidir. Kendiliğinden olacak işler değildir.

Hızlı hayata karşı ben yavaş hayatı önermiyorum ama derin hayat diyorum. Derinlik kazanmadığımız sürece hızlılığı yönetebilmemiz mümkün değildir. Eğer yönetemezsek üretmeden tüketen, anlamadan ancak bilebilen, görmeden bakan, dinlemeden duyan, hissetmeden üzülen ya da sevinen olacağız.

Problem hayat cümlesinin öznesi ya da nesnesi olmak problemi. Karar bizlerin.

Devamını Göster

Caner Karadavut

Caner Karadavut Hacettepe Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünde 2 yıl geçirdikten sonra 1996 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme Bölümünden mezun olmuştur. Profesyonel hayata yine aynı yıl içinde İnşaat sektöründe Finans ve Bütçe- Planlama fonksiyonlarında görevler üstlenerek başlamıştır.2001 yılından itibaren Otomotiv sektöründe Finans –Kontrol –Maliyet ve Strateji Yönetim fonksiyonlarında uzmanlaşmış ve ilgili konularda Robert Bosch ve Yazaki firmalarında yöneticilik görevleri üstlenmiştir. 2009 tarihinden beride serbest danışman ve eğitmen olarak faaliyetlerine Bursa ve İstanbul’da devam etmekte birikimlerini çeşitli sektörden ve yelpazeden insanlarla paylaşmakta ve çoğaltmaktadır. Şu sıralar yoğun olarak geliştirmiş olduğu Labris Strateji Modeli ile Maliyet kavramına ve Maliyet Yönetimi uygulamalarına getirdiği yeni yaklaşımların pratik çerçevesini oluşturmak için çaba sarfetmektedir.” Caner Karadavut ile iletişim sayfamız üzerinden sorularınızı ve taleplerinizi iletebilirsiniz.

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close
Theoren Fleury Jersey